8/4/2009 · Kategori: Edebiyat _ hikaye



Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir
bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek
her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini'
söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş.
Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
"Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim,
gecikmek istemiyorum" demiş.
"Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince.
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir
şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş.
Hemşireler hayretle "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla
kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.
Adam buruk bir sesle "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş


"Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin."

Can Yücel

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

2/9/2008 · Kategori: Edebiyat _ hikaye



"Sevgileri yarınlara bıraktınız."

der Behçet Necatigil şiirinde.
"Kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı."
Yaşamak ve sevmek için hep bilinmeyen bir zamanı bekleriz. Önce diploma
almalıyızdır. Sonra iş, güç sahibi olmalıyızdır. Sonra ev, araba ve tüm
eşyaları almalıyızdır. Sonra çocukları evlendirmek ve günlük hırslara boğulan
hayatlarımızı papatyalar gibi koparıp vazoda yaşatmaya çalışırız.

Yaprakları solmuş ve suyu pis kokan o vazo, yaşamın gizli saklı
hainliklerine yataklık eder. Artık birbirimize dokunmadan, ellemeden yemekle
yatak odası arasında geçer gider en değerli zaman, hayatımız. Biz hiç
ölmeyecekmiş gibi sonsuzluk duygusu içinde gaflet uykularında kana bulanırız.

Kan çiçekleri derleriz düşlerimizde, ölümlü hayatlarla örülü
hayatlarımızın ölmüş sevdalarına ağıtlar yakarız düetlerimizde sessizce. Onları
hep daha iyi bir zaman ve başka günlere bırakırız, yaşanacak ne varsa. Gizli
bahçemizde açan çiçekleri tek tek yolup dökülen saçlarımızın yanına koyarız.

Telaşla koşarken eve yetişip yemek yapmak için ya da iş toplantılarının
tekdüze vurgusuna ayak uydururken verilecek taksitlerden daha önemli olmaz hiç
sevgiyle dokunmak birine.

Dokunmak, yaşamın en kutsal büyüsü kızıl akşam üstlerden koşarak gelen ve
avucumuza yanar bir top gibi düşen.

Dokunmak birine içten ve sevinerek bir çocuk gibi varolduğuna şükrederek.

Dokunmak, insanın insanla zenginleşen biricik yaratık olduğunun en güzel

kanıtı. Oysa dokunmadan geçip gideriz en yakınlarımızda salınan yaşamın
kıyısından, lağım akan kanallarda boğuluruz küçücük hırslarla bir gün bize hiç
lazım olmayacak.

Vakit olmaz yaşamak için.
Vakit kalmaz yaşamak için beni unutma çiçeklerinden taçlar yapmaya aşkın başına.
Öpüp koklamadan bir tenin yumuşaklığını, incir çekirdeğini doldurmaz
kavgalarda tükenir nefesler.

Kutsal nefeslerimizi en çirkin sözcüklere harcarız da düşünmeden, sevda
sözcüklerine yer kalmaz koskoca mekanlarda.

Dünyayı dar ederiz de herkeslere nedense yalnız gecelerde gözyaşlarımız
bizi affetmez.

Kavgalarda ve ağız dalaşlarında tüketiriz sevgilerimizi de aşklara hiç
ümit vaad edilmez çorak topraklarda.

Devedikenleri bile kururken bahçelerimizde baharın gelip geçtiğini
görmeden kapanır gönül gözü.

Gönül gözü kapalı olanın yiyeceği taş duvarlardır ev niyetine ve altın
bilezikleridir sarılacak sevdalar yerine.

Denizler uzak düşlerin maviliklerine saklanır da bir çocuk gibi, hiç selam
etmez bize bilinmeyenin gizli sırlarından.

Geniş zamanlar umarız bir gün sevgimizi söylemek için.

Hiçbir gün gelmeyecek o günün hatırına harcarız hovardaca bir ömrü.

Kanat çırpan aşklar bir kuş misali salınırken etrafımızda ya elimizde
sıkıp öldürürüz onları ya da kaçırırız uzak ülkelere geri dönülmeyen.

Aşk dokunmak ve sözden üretilen bir misk-u amberdir ki kokusu cihanı tutan.

Sözlerden kolyeler takıp ak gerdanlara dokunuşun sarı güllerini dermek
yaşamın hecelerini yanyana dizer.

Yüreğinin surları yalçın kayalarla desteklenmiş insan nasıl ulaşsın sözcüklere?

Bir kelebek misali yorulur kanatçıkları düşer yarı yolda boz toprak üstüne söz.
Gecelere düğümlenmiş tutkuların yaşama ipek bir yorgan gibi serildiği
günlerin özlemi fırtınalara yataklık eder ancak.
Bırak!
Ruhun öldüğü anlaşılsın.
Bırak!
Zaman sana hizmet etsin bıkıp usanmadan.
Savaşın acımasız rüzgarına emanet yaşamlar, emanet yaşamlar kadar hain,
sevgisiz ilişkilerin saldırısına uğrayan insan, karanlık yandaşlarına
çevirirken yüzünü, unutur gider yaşamın kutsallığına türkü yakan dilleri.
Kader değildir sevgisiz yaşamak.
Ölüler yüzerken etrafımızda nehirden su içmek zor gelebilir insana ama
yine de kutsaldır Ganj.
Zeytin yaprağının gümüş bakışında açılır kapılar aşka.
İçimize ılık zeytinyağı gibi akar sevdalar ve Akdeniz'in ruhu çırpınır
beyaz köpükleriyle yüreğimizde. Eğer zaman varsa yaşanacak.

"her akşam seninle yeşil bir zeytin tanesi
bir parça mavi deniz alır beni
seni düşündükçe gül dikiyorum ellerimin değdiği yere."
Aşk dokunmaktır gül yaprağı tene,
söz ise yarin attığı bir güldür taş niyetine.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/7/2008 · Kategori: Edebiyat _ hikaye



BİN MİSKET


Yaşlandıkça cumartesi sabahlarından daha fazla zevk alıyorum. Belki de
bunun sebebi ilk uyanan kişi olmanın getirdiği sessiz yalnızlık ya da
işte olmak zorunda olmamanın sağladığı mutluluktur.
Cumartesi sabahları yayınlanan bir sohbet programını dinlemek için
radyonun sesini açtım. Yaşlı bir adam Tom adında biriyle konuşuyordu.

Tom, işinle meşgul gibi görünüyorsun. Eminim iyi maaş alıyorsundur. Genç
bir adamın iki yakasını bir araya getirmek için bir haftada altmış veya
yetmiş saat çalışması , ailesi ve evinden bu kadar uzak olmak zorunda
kalması gerçekten zor. Kızının dans gösterisini kaçırmış olman
gerçekten çok yazık.

Sana anlatacağım bana önceliklerim konusunda daha iyi bir bakış açısına
sahip olmamda yardım etti. Bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım.
Ortalama bir kişi yetmiş beş yaşına kadar yaşar. Biliyorum,bazıları
daha çok, bazıları da daha az yaşar. Ancak, ortalamada insanlar yetmiş
beş yaşına kadar yaşar. 75 ' i, 52 hafta ile çarptım ve ortalama ömre
sahip bir insanın tüm yaşamında sahip olacağı cumartesi sabahı sayısı
olarak 3900 rakamına ulaştım.

Tom,şimdi beni iyi dinle. En önemli kısmına geliyorum. Bütün bunları
ayrıntılı olarak düşünmeye elli beş yaşında başladım. Bu yaşıma kadar
iki bin sekiz yüzün üzerinde cumartesi yaşadım. Sonra düşünmeye
başladım: Eğer yetmiş beş yaşına kadar yaşarsam, yaşayacağım
cumartesi sayısı sadece bin adet olacak... Bir oyuncak dükkanına gittim
ve elindeki tüm misketleri aldım . 1.000 adet misketi bir araya getirmek
için üç tane daha oyuncak dükkanı ziyaret etmem gerekti.Hepsini eve
getirdim ve atölyemdeki radyomun yanında duran büyük, şeffaf bir
kavanozun içine doldurdum.

O günden sonra, her cumartesi kavanozdan bir tane misket aldım ve
attım. Misketlerin azaldığını gördükçe, hayatımdaki önemli şeyleri
daha fazla düşünmeye başladım. Hiçbir şey, dünyadaki zamanının akıp
gittiğini seyretmek kadar önceliklerini düzene sokmana yardım edemez.

Programı kapatmadan ve güzel karımı sabah kahvaltısı için dışarıya
çıkarmadan önce şimdi sana son bir şey daha anlatacağım... Bu sabah
kavanozun içindeki son misketi de aldım. Eğer önümüzdeki cumartesiye
kadar yaşarsam, bana biraz daha zaman verilmiş olacak. Hepimizin
kullanabileceği bir şey biraz daha fazla zamandır. Seninle konuşmak
çok güzeldi Tom. Umarım sevdiklerinle biraz daha fazla zaman
geçirirsin ve umarım bir gün tekrar görüşürüz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

11/7/2008 · Kategori: Edebiyat _ hikaye




YANKI

Bir adam ve oglu ormanda yürüyüs yapiyorlarmis.
Birden oglan takilip düsüyor ve cani yanip 'AHHH' diye bagiriyor.
İleride bir dagin tepesinden 'AHHHHH' diye bir ses duyuyor ve
sasiriyor. Merak ediyor ve 'SEN KIMSIN?' diye bagiriyor.
Aldigi cevap 'SEN KIMSIN?' oluyor.
Aldigi cevaba kizip 'SEN BIR KORKAKSIN' diye tekrar bagiriyor.
dagdan gelen ses 'SEN BIR KORKAKSIN' diye cevap veriyor.
Cocuk babasina dönüp 'BABA NE OLUYOR BÖYLE?' diye soruyor.
'OGLUM' diyor adam, DINLE VE  ÖGREN!' ve daga dönüp
'SANA HAYRANIM' diye bagiriyor.
gelen cevap 'SANA HAYRANIM!' oluyor.
Baba tekrar bagiriyor, 'SEN MUHTESEMSIN!'
Gelen cevap ; 'SEN MUHTESEMSIN!'
Oglan çok sasiriyor, ama halen ne oldugunu anlayamiyor.
Babasi açiklamasini yapiyor, 'Insanlar buna 'Yanki' derler,
ama aslinda bu  'Yasam'dir'. Yasam daima sana senin
verdiklerini geri  verir. Yasam yaptigimiz  davranislarin
aynasidir. Daha fazla sevgi  istedigin zaman daha çok sev!
Daha fazla Sevkat istediginde, daha  sevkatli ol! Saygi
istiyorsan  insanlara daha çok saygi duy. Insanlarin  sabirli
olmasini istiyorsan sende daha sabirli olmayi ögren.
Bu kural  yasamimizin bir parçasidir, her kesiti  için geçerlidir.' 
Yasam bir  tesadüf degil, yaptiklarinizin aynada bir yansimasidir

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2/7/2008 · Kategori: Edebiyat _ hikaye



BİR GÜN...


Bir gün...bir kozada küçük bir delik açildi...ve bir adam...bedenini bu küçücük delikten
çikarmaya çalişan kelebeği saatlerce seyretti...Sonra...kelebek sanki daha fazla
ilerlemek istemiyormuş gibi durdu...Sanki...ilerleyebileceği kadar
ilerlemişti ve artık daha fazla ilerleyemiyordu....Ve adam...kelebeğe
yardım etmeye karar verdi...Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği
büyüttü...Kelebek kolayca dışarı çıktı...Fakat bedeni kocaman ve
kanatları kuru ve buruşuktu...

Adam...kelebeği izlemeye devam etti...çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp
bedenini taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu...
Fakat bu olmadı!..Gerçekte...kelebek ömrünün geri kalanını
kocaman bedeni...kuru...buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirdi...

Uçmayı hiç başaramadı...Adamın bu aceleci iyiliği içinde
anlayamadığı...bu kısıtlayıcı kozanın ve
kelebeğin o küçücük delikten dişari çıkmak için verdiği mücadelenin...
kelebek için gerekli olduğuydu...çünkü bu...Tanrı'nin...yaşam
sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına doğru
akmasını sağlamak için bulduğu yoldu...böylece kelebek kozadan
kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti...

Güç istedim...
Ve Tanrı...beni güçlü yapmak için karşıma zorluklar çıkardı...

Bilgelik istedim...
Ve Tanrı bana çözmek için sorunlar verdi...

Zenginlik istedim...
Ve Tanrı çalişmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi...

Cesaret istedim...
Ve Tanrı üstesinden gelmem için bana tehlike verdi...

Sevgi istedim...
Ve Tanrı yardim etmem için bana sorunlu insanlar verdi...

İyilik istedim...
Ve Tanrı bana fırsatlar verdi...

İstediğim hiçbir şeyi elde etmedim...İhtiyacım olan
herşeyi elde ettim...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

12/6/2008 · Kategori: Edebiyat _ hikaye


 
Kücük cocuk, baloncuyu büyülenmis gibi takip ederken, saskinligini gizliyemiyordu. Onu hayrete düsüren sey, "Bizim eve bile sigmaz" dedigi o güzelim balonlarin adami nasil havaya kaldirmadigi idi. Baloncu dinlenmek icin durakladiginda o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamin kendisine baktigini farkederek ona dogru yaklasti ve bütün cesaretini toplayarak:

-Baloncu amca, dedi. Biliyormusun benim hic balonum olmadi.

Adam cocugu söyle bir süzdükten sonra:

-Paran var mi? diye sordu, sen onu söyle.

-Bayramda vardi, diye atildi cocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.

-Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim. Cocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan ayirmadigi gözleri dolu dolu olmus, yürümeye bile mecali kalmamisti. Bir kac adim attiktan sonra elinde olmadan tekrar onlara baktiginda, gördüklerine inanamadi. Balonlar, her nasilsa adamin elinden kurtulmus ve yol kenarindaki büyük bir akasya agacinin dallarina takilmisti. Cocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken, baloncu ona dogru dönerek:

-Kücük, diye seslendi.

Balonlari agactan kurtarirsan birini sana veririm. Yapilan teklif, yavrucagin aklini basindan almisti. Kosarak agacin altina dogru yöneldi ve ayakkabilarini aceleyle firlatip tirmanmaya basladi. Hedefine adim-adim yaklasirken duydugu heyecan, bacaklarini kanatan akasya dikenlerinin acisini hissetirmiyordu. Sincap cevikligiyle balonlara ulastiginda bir müddet onlari seyretti ve dallara dolanan ipi cözerek baloncuya sarkitti. Ancak balonlardan birisi iyice sikistigindan digerlerinden ayrilmis ve agacta kalmisti. Cocuk onu kurtarmaya kalkissirsa, dikenlerden patlayacagini cok iyi biliyordu. Ister istemez balonu yerinde birakip asagiya indi ve adama dönerek:

-Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?
Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:

-Seninki agacta kaldi evlat, dedi..... Istersen cik al.

Cocuk bu sefer ayakta bile duramadi. Kaldirim kenarina oturup baloncunun uzaklasmasini beklediken sonra, dallar arasinda parlayan balona uzun uzun bakarak:

"Olsun" , diye mirildandi "Olsun." Agacin üzerinde kalsa da, balonum var ya artik

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8/6/2008 · Kategori: Edebiyat _ hikaye


Almitra sözü aldi ve sordu:
Peki üstad; evlilik nedir?
Cevap söyle geldi:

-Siz birliktelik için dogmussunuz.

-Ölüm meleginin kanatlari sizi ayirana kadar ayrilmayacaksiniz.

-Allah'in sessiz tanikliginda bile beraber olacaksiniz.

-Ama birlikteliginizde mesafeler birakin; birakin ki, cennetin rüzgarlari aranizda dans edebilsin Birbirinizi sevin ama, ask tutsakligi istemeyin .

-Birakin ask, ruhunuzun kiyilarina vuran dalgalar gibi olsun. .

-Birbirinizin bardagini doldurun ama ayni bardaktan içmeyin;

-ekmeginizden verin birbirinize ama ayni somundan isirmayin.

-Birlikte sarki söyleyin; lakin birbirinizi yalniz birakmayi da bilin. Sazin telleri de yalnizdir ve armoni içinde ayni melodiyi seslendirir. . .

-Birbirinize kalbinizi verin ama karsilikli kilitleyip saklamak için degil! Sadece hayatin eli o kalbi saklar!

-Birlikte durun, ama yapismayin, tapinaklarin sütunlar da bitisik degildir!

-Ve unutmayin; mese ile çinar birbirlerinin gölgesinde büyümezler.

SHEAKSPEARE

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

mihrali3.mp3 -